- İslami Eğitim / Haklar
- /
- 2.Kadının eşi üzerindeki hakları
Giriş:
Mümin kardeşlerim, halen kadının eşi üzerideki haklarından bahsediyoruz. Öyle görünüyor ki, insan başkasının kendi üzerindeki haklarını yani kendi görevlerini yerine getirdiği zaman Allah’a giden yolu bulabiliyor. Bu konuda her hangi bir eksiklik, her hangi bir ihlal o yola engel olur. Eşinin, çocuklarının, komşularının veya çevrendekilerin senin üzerindeki haklarını gözetirsen, umulur ki Allah Subhanehu ve Teala, O’na giden yolda ayağına takılan tüm engelleri ortadan kaldırır. Güzel Geçinmenin Anlamı:

﴾ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ﴿
“Onlarla iyi geçinin”
Kadının eşi üzerindeki hakları: Dini, hidayeti ve güzel yönelimleri muhafaza etmek
Erkeğin hanımının dinini muhafaza etmesinin gerekliliği konusunda Kuran’dan deliller
Birinci Ayet:
﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ ﴿
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”
﴾ قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً ﴿
“Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”
Yani sana hem kendini hem de aynı kendini korur gibi aileni de cehennemden koruman emredilmiştir. Aileni nasıl korursun? Ailen eşin ve çocuklarındır. İkinci Ayet:
﴾ وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ ﴿
“Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir;”
﴾ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ ﴿
“birbirlerinin velîleridir”
﴾ وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ ﴿
“Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir;”
Öyleyse Müminler daima birbirlerine nasihat ederler. Münafıklar ise birbirlerini kıskanır, aldatırlar. Rasulullah (s.a.v)’n buyurduğu gibi:((المؤمنون بعضهم لبعض نصحه متوادون، ولو ابتعدت منازلهم، والمنافقون بعضهم لبعض غششه متحاسدون، ولو اقتربت منازله))
“Müminler birbirlerine diama nasihat ederler. Münafıklar ise birbirlerini kıskanır, aldatırlar. Onlara çok yaklaşsan bile…”
﴾ وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ ﴿
“Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir;”
﴾ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ﴿
“iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.”
Mümin kardeşinin senin üzerinde hakkı var. Bu hak da ona nasihat etmendir, bu onun senin üzerideki hakkıdır, yine ona doğru yolu göstermen, elinden tutman, basiretini açman, kalbini, gönlünü aydınlatman hep böyledir. İşte hanımın senin hayat arkadaşındır. O kendini sana hizmet edemeye adamış, kendini senin için muhafaza etmiş, hem zorluk hem de kolaylıkta senin yanında olmuş bir kadındır. Şimdi bu durumda elinden tutup onu Allah’a götürmen onun da hakkı değil midir? Onun senin vesilenle dinin emirlerini öğrenmeye, Rasulullah (s.a.v.)’in sünnetini anlamaya, eksik ve noksanlarını düzeltmeye, sapkınlıklarından arınmaya hakkı yok mudur? Hem de öncelikli olarak vardır. Normal bir mümin kardeşinin senin üzerinde hakkı varsa, hanımın senin hayat arkadaşındır, en yakınındır. Öyleyse Allah Azze ve Celle’nin sözlerini dinlersen:﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ ﴿
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”
﴾ وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ﴿
“Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.”
Eşinin Dinini Korumak ile ilgili hadis-i şerifler:
Ebu Hureyre’den nakledilen bir hadiste efendimiz şöyle buyuruyor:(( رَحِمَ اللَّهُ رَجُلًا قَامَ مِنْ اللَّيْلِ فَصَلَّى ثُمَّ أَيْقَظَ امْرَأَتَهُ فَصَلَّتْ، فَإِنْ أَبَتْ نَضَحَ فِي وَجْهِهَا الْمَاءَ وَرَحِمَ اللَّهُ امْرَأَةً قَامَتْ مِنْ اللَّيْلِ فَصَلَّتْ ثُمَّ أَيْقَظَتْ زَوْجَهَا فَصَلَّى فَإِنْ أَبَى نَضَحَتْ فِي وَجْهِهِ الْمَاءَ ))
“Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin.”
(( رَحِمَ اللَّهُ رَجُلًا قَامَ مِنْ اللَّيْلِ فَصَلَّى ثُمَّ أَيْقَظَ امْرَأَتَهُ فَصَلَّتْ، فَإِنْ أَبَتْ نَضَحَ فِي وَجْهِهَا الْمَاءَ وَرَحِمَ اللَّهُ امْرَأَةً قَامَتْ مِنْ اللَّيْلِ فَصَلَّتْ ثُمَّ أَيْقَظَتْ زَوْجَهَا فَصَلَّى فَإِنْ أَبَى نَضَحَتْ فِي وَجْهِهِ الْمَاءَ ))
“Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin.”
İşte irşat ve dini yönlendirme hakkı budur. Allah’ı hakkıyla tanıma hakkı, elinden tutup Rabbine götürülme hakkı budur.Her şeyin hakkı eksiği tamamlanıncaya kadardır.
﴾ وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً ﴿
“Eli sıkı olma, ölçüsüzce eli açık da olma; sonra kınanacak, kendi kendine hayıflanacak duruma düşersin!”
(( اخشوشنوا، وتمعددوا، فإن النعم لا تدوم ))
“(nefsine karşı) sert ol, Nimet devamlı, sonsuz değildir. ”
Kadının eşi üzerindeki dördüncü hakkı: Erkeğin Kendisi için Süslenmesi
﴾ وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ ﴿
“Kadınların, mâkul ve meşrû ölçülerde ödevlerine denk hakları vardır; erkeklerin ise onların üzerinde bir dereceleri mevcuttur.”
(( احلق، فإنه يزيد في جمالك ))
“Tıraş ol, bu senin güzelliğini arttırır.”
(( مَنْ كَانَ لَهُ شَعْرٌ فَلْيُكْرِمْهُ ))
“Kimin saçı varsa ona ikram etsin.”
Temizlik imandandır. Mümin temizdir, ahlakında, bedeninde, giyiminde temiz olmalıdır. Hz. Ali şöyle buyuruyor: “Allah pis kullarından hoşlanmaz.”(( إِنَّكُمْ قَادِمُونَ عَلَى إِخْوَانِكُمْ فَأَصْلِحُوا رِحَالَكُمْ وَلِبَاسَكُمْ حَتَّى تَكُونُوا فِي النَّاسِ كَأَنَّكُمْ شَامَةٌ فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يُحِبُّ الْفُحْشَ وَلَا التَّفَحُّشَ ))
“Kardeşlerinizin yanına gidiyorsanız, bineklerinizi ve giysilerinizi güzelleştirin ki, insanlar içinde (vücuttaki) bir ben gibi olun. Allah Teâlâ, çirkin sözü ve fiilleri sevmez.”
Kadının Eşi üzerindeki beşinci hakkı: Erkeğin karısından uzaklaşmaması ve yatağını terk etmemesi
(( جَاءَ ثَلَاثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا، فَقَالُوا: وَأَيْنَ نَحْنُ مِنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ؟ قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ، قَالَ أَحَدُهُمْ: أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا، وَقَالَ آخَرُ: أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلَا أُفْطِرُ، وَقَالَ آخَرُ: أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ، فَلَا أَتَزَوَّجُ أَبَدًا، فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَيْهِمْ فَقَالَ: أَنْتُمْ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا، أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ، وَأَتْقَاكُمْ لَهُ، لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ، وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ، وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي ))
“Üç kişi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in zevcelerinin evlerine gelip Peygamberimizin ibadetinden soruyorlardı. Bunlara Peygamberimizin ibadeti haber verilince kendi yaptıkları ibadeti azımsadılar: ″Biz nerede, Resulullah nerede? Allahu Teâlâ, Peygamberinin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır″ dediler. İçlerinden biri: ″Bana gelince, ben geceleri daima namaz kılacağım″ dedi. Diğeri de: ″Ben her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz olmayacağım″ dedi. Üçüncüsü de: ″Ben de kadınlardan uzak duracağım ve hiç evlenmeyeceğim″ dedi. Resulullah (s.a.v.) onların yanlarına gelerek şöyle buyurdu: ″Bu sözleri söyleyenler siz misiniz? Vallahi! En fazla Allah’tan korkanınız ve en fazla takvalı olanınız benim. Bununla beraber ben hem nâfile oruç tutarım, hem oruçsuz bulunurum, hem nâfile namaz kılarım, hem uyurum ve kadınlarla da evlenirim. Her kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.″
Bir müslümanın Rasulullah (s.a.v.)’in uygulamaları dışında farklı şeyler tatbik etmesi sünnete aykırılıktır. Ölene kadar evlenmeyenler, çalışmayı bırakanlar, bunlar sünnete aykırı davranmış olurlar. Rasulullah (s.a.v.)’in sünneti size en yüksek mertebeye ulaşacağınızı garanti ediyor. Rasulullah’ın da eşleri vardı, etraflarında dolanırdı. Hz. Aişe’den şöyle naklediliyor:(( كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقْسِمُ فَيَعْدِلُ، وَيَقُولُ: اللَّهُمَّ هَذَا قَسْمِي فِيمَا أَمْلِكُ فَلَا تَلُمْنِي فِيمَا تَمْلِكُ وَلَا أَمْلِكُ ))
“Rasûlullah (s.a.v.) gecelerini hanımları arasında paylaştırarak adaleti sağlar ve "Ey Allah'ım, benim elimden gelen taksimim budur. Senin gücün yetip de benim gücümün yetmediği hususlarda beni hesaba çekme." diye dua ederdi.”
Ey hikmet sahibi hakim, dostumun doğru yolu onu yatağımdan uzaklaştırdı.
İbadeti ona beni yatağımda yalnız bıraktırdı, hüküm ver ey Kab tereddüt etme
O ne gece uyur ne de gündüz, ben onu kadınlar konusunda övemem.
Beni yatağında yalnız bırak, ben indirilen ayetler karşısında hayret eden bir kimseyim
Nahl Suresi’nde, yedi uzun surede ve Allah’ın kitabında büyük bir korkutma var
Karının senin üzerinde hakkı var aklı olanlara duyurulur ki onun payı dörtte birdir.
Öyleye ona bunu ver ve hastalıklı olan hasletleri bırak.
Kadının Altıncı Hakkı: Eşinin onu hayra yönlendirmesi, şerden uzaklaştırması, nefsini muhafaza etmesi
Yine ona kendini muhafaza etmesini emretmesi de kadının haklarından bir tanesidir. Mesela, kişinin evinde bir balkon var, kadın ev kıyafeti ile balkona çıkar, geçenler de ona bakarlar. Kocası buna bir şey demez, kadın onun tepki vermediğini görür ve buna devam eder. Kocasının bu sessizliğini gördükçe yaptığına devam eder. Ama kadının senin üzerindeki haklarından bir tanesi ona tesettürü emretmendir. Çünkü eğer kadın bunu yapmazsa şiddetli bir azaba çarptırılacaktır. Bunun delili şu ayettir:﴾ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ ﴿
“Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır.”
﴾ وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ﴿
“Evlerinizde oturun ve daha önce Câhiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı güzelce kılın, zekâtı verin, Allah’a ve resulüne itaat edin.”
(( أيما امرأة قعدت على بيت أولادها فهي معي في الجنة ))
“Çocuklarının yanında evde oturan kadın, cennette benimle beraberdir.”
(( أي اعلمي أيتها المرآة، وأعلمي من دونك من النساء أن حسن تبعل المرآة زوجها يعدل الجهاد في سبيل الله ))
“Ey kadın bil ki, senin dışındaki kadınlar da bilsinler ki, kadının kocasına yaptığı iyilik Allah yolunda cihat gibidir.”
﴾ وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ ﴿
“Evlerinizde oturun”
﴾ فَلاَ تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ ﴿
“Onlara of bile deme”
﴾ لَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ ﴿
“Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.”
(( يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ، مَنْ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ... ))
“Ey gençler topluluğu: Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gerçekten harama bakmayı engelleyici, namus için en koruyucu bir vesiledir.”
Müminin evliliğindeki ilk hedef şehvetleri karşısında iffetli olmasıdır. Kadın kendini, kıyafetlerini, süsünü ihmal ettiğinde eşi ondan hoşlanmaz, kızar, kovarsa, bu kadını gaflet sarmış olabilir. Çünkü eşinin onu uyarması, dikkatini çekmesi ve ona emretmesi gerekirdi. Eşinin istekleri seviyesinde olması için onun dikkatini çekmeliydi. Bunun delili şudur: Cabir b. Abdullah’tan şöyle naklediliyor:(( كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي غَزْوَةٍ، فَلَمَّا قَفَلْنَا كُنَّا قَرِيبًا مِنْ الْمَدِينَةِ تَعَجَّلْتُ عَلَى بَعِيرٍ لِي قَطُوفٍ، فَلَحِقَنِي رَاكِبٌ مِنْ خَلْفِي فَنَخَسَ بَعِيرِي بِعَنَزَةٍ كَانَتْ مَعَهُ، فَسَارَ بَعِيرِي كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنْ الْإِبِلِ، فَالْتَفَتُّ، فَإِذَا أَنَا بِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ، اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِعُرْسٍ، قَالَ: أَتَزَوَّجْتَ ؟ قُلْتُ: نَعَمْ، قَالَ: أَبِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ؟ قَالَ: قُلْتُ: بَلْ ثَيِّبًا، قَالَ: فَهَلَّا بِكْرًا تُلَاعِبُهَا وَتُلَاعِبُكَ ؟ قَالَ: فَلَمَّا قَدِمْنَا ذَهَبْنَا لِنَدْخُلَ فَقَالَ: أَمْهِلُوا حَتَّى تَدْخُلُوا لَيْلًا، أَيْ عِشَاءً، لِكَيْ تَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ، وتستحدث الْمُغِيبَةُ ))
"Bir gazvede Nebi (s.a.v.) ile birlikte idik. Geri dönüp de Medine'ye yaklaştığımız vakit ben pek hızlı gitmeyen bir deve üzerinde, varmak için acele ettim. Arkamdan binekli birisi bana yetişti. Devemi beraberindeki küçük bir harbe ile güttü. Bunun üzerine devem gördüğüm en güzel bir deve gibi yol almaya başladı. Dönüp baktığımda Rasulullah (s.a.v.)’ı görüverdim. Ey Allah'ın Resulü, ben henüz yeni evliyim, dedim. O: Evlendin mi diye sordu. Evet, dedim. Bakire ile mi yoksa dul ile mi diye sordu. Ben: Hayır, dul ile dedim. Allah Resulü: Ne diye bakire ile evlenmedin ki? Sen onunla oynaşırdın, o da seninle oynaşırdı. (Cabir devamla) dedi ki: (Medine'ye) yaklaştığımızda (evlerimize) girmek üzere gittik. Allah Resulü: Geceleyin yani akşam vakti girinceye kadar bekleyiniz ki böylelikle saçı başı karışık olan taransın, kocası yanından uzun süre ayrılmış bulunan kadın da etek tıraşı olsun, diye buyurdu."
(( أَمْهِلُوا حَتَّى تَدْخُلُوا لَيْلًا، أَيْ عِشَاءً، لِكَيْ تَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ، وتستحدث الْمُغِيبَةُ ))
“Geceleyin yani akşam vakti girinceye kadar bekleyiniz ki böylelikle saçı başı karışık olan taransın, kocası yanından uzun süre ayrılmış bulunan kadın da etek tıraşı olsun”
(( لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُتَشَبِّهِينَ مِنْ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ، وَالْمُتَشَبِّهَاتِ مِنْ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ ))
“Resulullah (s.a.v.) kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve kendilerini erkeklere benzeten kadınlara lanet etmiştir."
(( كَانَتْ امْرَأَةُ عُثْمَانَ بْنِ مَظْعُونٍ تَخْتَضِبُ، وَتَتَطَيَّبُ، فَتَرَكَتْهُ، فَدَخَلَتْ عَلَيَّ فَقُلْتُ لَهَا: أَمُشْهِدٌ أَمْ مُغِيبٌ ؟ فَقَالَتْ: مُشْهِدٌ كَمُغِيبٍ، قُلْتُ لَهَا: مَا لَكِ ؟ قَالَتْ: عُثْمَانُ لَا يُرِيدُ الدُّنْيَا، وَلَا يُرِيدُ النِّسَاءَ، قَالَتْ عَائِشَةُ: فَدَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَخْبَرْتُهُ بِذَلِكَ، فَلَقِيَ عُثْمَانَ، فَقَالَ: يَا عُثْمَانُ، أَتُؤْمِنُ بِمَا نُؤْمِنُ بِهِ ؟ قَالَ: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: فَأُسْوَةٌ مَا لَكَ بِنَا... فَاصْنَعْ كَمَا نَصْنَعُ ))
“Osman b. Mazun’un hanımı kınalanır, kokulanırdı. Ama sonra bunu bıraktı ve yanıma geldi. Ona dedim ki: “Kocan yanında mı değil mi?” “Var ama yok gibi” dedi. Dedim ki “senin neyin var?” Şöyle söyledi: “Osman dünyayı istemiyor, kadınları istemiyor,” Hz. Aişe şöyle buyuruyor: “Rasulullah (s.a.v.) yanıma geldi ben de bu durumu (s.a.v.)’e haber verdim. Osman’la görüşüp şöyle dedi: “Ey Osman bizim inandığımız şeye inanıyor musun?” Dedi ki: “Evet Ya Rasulallah” Efendimiz şöyle buyurdu: “Bende senin için örnek vardır, biz ne yapıyorsak sen de onu yap.”
Bunun üzerine Osman b. Mazun karısına baktı ve onun hakkını teslim etti. İkinci gün hanımı Hz. Aişe’ye geldi ve dedi ki: “Kadınların başına gelen benim de başıma geldi. Hanımı ihmal etmek sorumluluktur.”(( أَنَّهَا اشْتَرَتْ نُمْرُقَةً ـ وسادة ـ فِيهَا تَصَاوِيرُ، فَلَمَّا رَآهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَامَ عَلَى الْبَابِ فَلَمْ يَدْخُلْهُ، فَعَرَفْتُ فِي وَجْهِهِ الْكَرَاهِيَةَ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَتُوبُ إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، مَاذَا أَذْنَبْتُ ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا بَالُ هَذِهِ النُّمْرُقَةِ ؟ قُلْتُ: اشْتَرَيْتُهَا لَكَ لِتَقْعُدَ عَلَيْهَا، وَتَوَسَّدَهَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ أَصْحَابَ هَذِهِ الصُّوَرِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعَذَّبُونَ، فَيُقَالُ لَهُمْ: أَحْيُوا مَا خَلَقْتُمْ، وَقَالَ: إِنَّ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ الصُّوَرُ لَا تَدْخُلُهُ الْمَلَائِكَةُ ))
“Aişe üzerinde suretler bulunan bir yastık satın almıştı. Resulullah (s.a.v) onu görünce kapıda durdu ve içeri girmedi. Aişe, hoşlanmadığını yüzünden anladı. Ey Allah'ın Resulü, Allah'a ve Resulüne tövbe ettiğimi arz ediyorum. Ben ne günah işledim, dedi. Allah Resulü: Bu yastık ne oluyor, buyurdu. Aişe: Üzerine oturasın, ona yaslanasın diye satın aldım, dedi. Bu sefer Resulullah (s.a.v.): Şüphesiz bu suretlerin sahipleri kıyamet gününde azap edilirler ve onlara: Halk ettiğiniz şeylere hayat verin, denilir, buyurdu. Ayrıca: İçinde suretlerin bulunduğu bir eve melekler girmez, dedi."
(( إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الْمُصَوِّرُونَ ))
“Kıyamet günü azâbı en şiddetli olanlar, sûret yapanlardır."
Yedinci Hak: Hanımını Kıskanmak
Çünkü eşlerini hiç kıskanmayan erkekler vardır. Yalnız git, tek başına gel, doktora yalnız gönderir, mağazaya yalnız gönderir. Ama kocasının onu kıskanması kadının hakkıdır. Yine karısını kendi onuru ve karısının onurunu korumak adına onu yönlendirmesi de bir haktır. Fakat bu erkeğin kıskançlık konusunda aşırıya kaçması anlamına gelmez. Aşırı kıskançlık hastalıktır. Seviyeli bir kıskançlık olmalıdır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:(( أَتَعْجَبُونَ مِنْ غَيْرَةِ سَعْدٍ ؟ وَاللَّهِ لَأَنَا أَغْيَرُ مِنْهُ، وَاللَّهُ أَغْيَرُ مِنِّي، وَمِنْ أَجْلِ غَيْرَةِ اللَّهِ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ ))
“Siz Sad'ın kıskançlığına şaşıyor musunuz? Vallahi ben ondan daha kıskancım; Allah da benden daha kıskançtır. Kıskançlığından dolayıdır ki, Allah kötülüklerin aşikârını gizlisini haram kılmıştır.”
Kıskançlık iki çeşittir: İstenilen ve istenmeyen kıskançlık
(( مِنْ الْغَيْرَةِ مَا يُحِبُّ اللَّهُ، وَمِنْهَا مَا يَكْرَهُ اللَّهُ، فَأَمَّا مَا يُحِبُّ فَالْغَيْرَةُ فِي الرِّيبَةِ، وَأَمَّا مَا يَكْرَهُ فَالْغَيْرَةُ فِي غَيْرِ رِيبَةٍ ))
“Kıskançlığın bazısını Allah sever, bazısını da sevmez. Allah’ın sevdiği kıskançlık, kötülük olduğunda kuvvetli zan beslendiği zaman duyulan kıskançlıktır. Allah’ın hoşlanmadığı kıskançlık da zayıf bir ihtimal karşısında duyulan kıskançlıktır.”
Mesela eve girdin, eşin rahatsız oldu. Ona sorarsın: “Neden rahatsız oldun?”Birden kapı kapandı. Bir şey çıktı… bir şey girdi… Bu gibi durumlarda tabi ki kıskanacaksın.Erkeğin hanımını korumak için şüphe verecek durumları uzaklaştırması:
﴾ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا ﴿
“Onlara, “Meseleniz nedir?” diye sordu.”
﴾ قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاء وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ ﴿
“Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (hayvanlarımızı) sulayamayız; babamız da çok yaşlı” dediler.”
﴾ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا ﴿
“Bizim yerimize (hayvanlarımızı) sulamanın karşılığını ödemek üzere babam seni çağırıyor” dedi.
﴾ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا ﴿
“Bizim yerimize (hayvanlarımızı) sulamanın karşılığını ödemek üzere babam seni çağırıyor” dedi.
﴾ وَقُلْنَ قَوْلاً مَّعْرُوفاً ﴿
“Ayrıca düzgün söz söyleyin.”
﴾ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَّعْرُوفاً ﴿
“Eğer günahtan sakınmak istiyorsanız sözü edalı bir tavırla söylemeyin ki, kalbinde çürüklük olan kimse ümide kapılmasın. Ayrıca düzgün söz söyleyin.”
Telefonda bile bir cümle yeter. “Filanca burada mı?” hayır. Filancanın aradığını haber verdiler. Bitti… Kapı çalıyor, “filanca evde mi?” Hayır buyurun… Bu usule uygun değil. İnsan nasıl konuşacağını öğrenmelidir. Rasulullah (S.a.v.)’den gelen hadislerde de olduğu gibi kişinin eşinin yanında iffetli olması gerekir, Allah’ın karşısında iffetini takınmalıdır. Kişi iffetli olursa eşine de başkaları karşısında, esnafla, müşteriyle, herhangi bir kimseyle karşılaştığında iffetli olmasını öğretmiş olur. Ama konuşma uzar, sohbete dönüşürse, çok yumuşak, hoş sohbetle sohbet eder, ona bakarsa, aralarında eğlenceli esprili konuşmalar geçerse bu helal olmaz. Sanki konuşma konusunda aşırıya kaçmada hanımına fırsat veriyormuş gibi olur.﴾ وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقاً نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى ﴿
“Aile fertlerine namazı emret, kendin de bunda kararlı ol. Senden rızık istemiyoruz; asıl biz seni rızıklandırıyoruz. Mutlu gelecek, günahlardan sakınanların olacaktır.”
Sekizinci Hak: Kadının sırlarının açığa vurulmaması

(( ثَلَاثَةٌ قَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ الْجَنَّةَ: مُدْمِنُ الْخَمْرِ، وَالْعَاقُّ، وَالدَّيُّوثُ الَّذِي يُقِرُّ فِي أَهْلِهِ الْخَبَثَ ))
"Allah, üç sınıf insana cenneti haram kılmıştır: İçki düşkünü, anne-babasına itaatsizlik eden ve ailesinde fuhşa göz yuman kişi."
(( إِنَّ مِنْ أَشَرِّ النَّاسِ عِنْدَ اللَّهِ مَنْزِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ الرَّجُلَ يُفْضِي إِلَى امْرَأَتِهِ، وَتُفْضِي إِلَيْهِ ثُمَّ يَنْشُرُ سِرَّهَا ))
“Şüphesiz ki kıyamet gününde Allah indinde mevkii en kötü olacak insanlardan biri, karısı ile haşır neşir olup da sonra onun sırrını yayandır.”
Dokuzuncu Hak: Kadına gücünün üzerinde işler yüklememek



