Karanlık Mod
10-08-2026
Logo
Ayrıntılı Tefsir – Kafirun Suresi –1-6 Ayetlerin Tefsiri – Kafirlerden ayrışma
   
 
 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla  
 
Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam dürüst ve sözünün eri olan Rasulullah (s.a.v)’e olsun. Allahım senin öğrettiklerin dışında bir bilgimiz yoktur, sen alim ve hakimsin. Bize faydalanacağımız ilmi öğret, öğrendiklerimizden de faydalanmayı nasip et, ilmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster ve ona itaat etmeyle bizi rızıklandır, batılı da batıl olarak göster, ondan sakınmayı nasip eyle. Bizi sözü işitip en güzel şekilde itaat edenlerden eyle. Ve bizi rahmetinle salih kullarınla beraber cennetine ulaştır.

Küffar (kafirler) tabirinin tanımı:

Mümin kardeşlerim, bugün Kafirun Suresi’ni işleyeceğiz. Rabbimiz Subhanehu ve Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ (1)لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (2)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (3)وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ (4)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (5)لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿

[ سورة الكافرون ]

 “De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." 

[ Kafirun Suresi: 1-6 ]

Bazı insanlar bu suredeki tekrarın sırrını merak edebilir? Evet ilk bakışta bunlar bir tekrar gibi görünebilir. Ancak Yüce Allah’ın kitabında tekrar yoktur. Her ayetin bir anlamı vardır. Görünüşte aynı gibi görünen bu ayetler arasındaki farklılıkları incelediğimizde birbirinden farklı manalar içeren kesitler buluruz. Her halükârda tekrarlardan bahsetmeden önce Küffar (kafirler) tabirini, inkarcıları tanımlamak gerekir. “De ki: "Ey Kâfirler!” Burada “de ki” kelimesinin anlamı nedir? Bazen mesela bir kurumun müdürü bir karar alır ve kararın girişinde, başlığında şöyle denir: “Filanca kurumun müdürü şu veya bu esaslara dayanarak şu kararı vermiştir, bu karar bu kurumun müdürü tarafından verilmiştir.” Bazen de bir karar Başbakan tarafından alınır. O zaman kurum müdürü hiçbir şey yapamaz. Ancak bu kararı iletip aktarabilir. Çünkü bu karar daha üst bir seviyeden gelir. Yani Rasulullah (s.a.v.)’in kafirler hakkında söyledikleri kendisinden değil, yüce yaratıcı olan Allah tarafından sadır olmaktadır.

Bu surede anlatılacak olanlar Rasulullah (s.a.v.)’den değil Allah Subhanehu ve Teala’dandır:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ ﴿

 “De ki: "Ey Kâfirler!”  

Ayetindeki “De ki” lafzı şu surede de mevcuttur:

﴾ قُلۡ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ(1) ﴿

[ سورة الإخلاص ]

“De ki: “O Allah birdir.” 

[ İhlas Suresi ]

“De ki” lafzıyla başlayan son sureler sizden değil, bendendir, yani Yüce Allah’tandır. Bir kurumun müdüründen çıkan karar ile devletin en üst seviyesindeki kişiden çıkan karar arasında çok fark vardır. İşte o zaman müdürün üzerine düşen bu kararı duyurmak ve ilgililere bildirmektir. Ama “başbakanın kararnamesini size iletiyoruz” dediğimizde düşündüğünüzden daha büyük ikinci bir durum daha söz konusu olur. -Tabi bunlar açıklama için verilen örneklerdir.- Bu surede anlatılacak olan şeyler Rasulullah (s.a.v.)’den değil Allah Subhanehu ve Teala’dan gelmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ise görevi onu tebliğ etmektir. Allah Teala “De ki: Ey Kafirler” buyuruyor. Peki kafir kelimesinin anlamı nedir? Kefera (inkâr etti) fiili, örtmek, kapatmak ve yüz çevirmek gibi anlamlara gelir. Bir insan hakikate karşı gözlerini kapatırsa o kafirdir, inkarcıdır. Kişi Allah’ın nimetlerinden gafil ise, onları görmezden gelirse kafir olur. Yüz çevirir, büyüklenirse, dünyaya dönerse, Allah’tan yüz çevirirse o da kafirdir. Yaratılışı inkâr edenler vardır; Allah’ı yaratıcı olarak kabul etmezler ama bunların sayısı azdır. Bir de Allah’ın alemlerin Rabbi olduğunu inkâr edenler vardır. Allah’ın rab oluşunu, kâinatı evirip çevirdiğini kabul etmezler. Allah Teala’nın her varlığa ihtiyacı olanı verdiğini görmezler. Yiyecek, içecek, hava, bunlar için ısı, nem, çeşitli madenler ve benzerleri, çeşitli vitaminler, mikroorganizmalar, yağmur ve bulutlar, bunların hepsi Allah’ın Rablığının bir yansımasıdır. Allah Teala bizi yarattı, bizim için uygun olan havayı, uygun sıcaklığı, havayı, yiyecek ve içecekleri yarattı. Bunların hepsi Rab oluşunun bir parçasıdır. Öyleyse Allah’ın Rab olduğunu inkâr eden kişi dünyanın kendi kendine akıp gittiğini kabul eder. Kişi çalışır ve kazanır, yemek satın alır ve yer. Ama onlar Allah’ın Rab sıfatından gafil olurlar ve Allah’ı inkar etmiş, kafir olmuş olurlar.

Küfür yüz çevirmektir:

Allah’ı yönetici ve ilah olarak inkar edenler vardır. Her şeyin Allah’ın kudreti ile olduğunu görmezler. Aktif, pasif her şeyin, vermenin ve almanın, yüceltmenin ve alçaltmanın ve dahi rızkın Allah’ın kudretinde olduğunu inkar ederler. Bunu görmezler! Öyleyse bir Allah’ın uluhiyetini, ilah oluşunu inkâr vardır, bir de Allah’ın güzel isim ve sıfatlarını inkar vardır. Kişi felaketler, seller, kıtlık gibi bazı kötü durumlara şahit olabilir. Onu alaycı bir şekilde şöyle derken bulursunuz: “Hayatın tamamı acımasızlık ve mutsuzluktan ibarettir. Sadece zenginler mutludur, fakirler ise hep ezilir.” İşte bu Allah Teala’nın güzel isimlerini inkardır, Allah’ın hikmetini, merhametini ve adaletini inkâr etmektir. Küfür herhangi bir hakikate karşı kör olmaktır. Bir şey önümüzdeyken ya aramıza bir perde çekeriz ki onu görmeyelim ya da ondan yüzümüzü çeviririz. Öyleyse inkarımızın sebebi ya aramızda bir perde olmasıdır ya da yüz çevirmemizdir. Her hâlükârda kafirin sadece Allah Subhanehu ve Teala’nın varlığını inkâr eden olduğunu zanneden kişi yanılıyordur. Zira o kişi ateisttir. Ateizm Allah’ın varlığını inkâr etmektir. Burada da Allah’ın varlığını inkâr etmek vardır, bir de O’nun sıfatlarını inkâr etmek vardır. Yine O’nun varlıklar üzerindeki tasarrufunu inkâr söz konusudur. Zira şöyle diyenler vardır: “İnsan kendi eylemlerinin ve fiillerinin yaratıcısıdır.” Mutezile mezhebine mensup olanlar böyle söylerler; “İnsan eylemlerini kendi yaratır.” Bu Allah’ın varlıklar üzerindeki tasarrufunu inkâr etmektir. Şimdi, ateizmi bir kenara bırakalım. Küfür yüz çevirmektir. Mesela örnek verelim; Bir öğrenci sınıftadır ve önünde kulağını ve gözünü dolduran bir öğretmen vardır. Eğer öğrencinin dikkati dağılır, başka şeylerle meşgul olur da boş şeylere yönelirse, öğretmeninin ilminden yüz çevirmiş olur. Yani kulağı ve gözü o ilimle dolmuş olsa bile öğretmenini inkar etmiş (kafir) olur. İşte küfür yüz çevirmektir. Allah Teala şöyle buyurur:

﴾ وَمَا مَنَعَهُمْ أَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلَّا أَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَبِرَسُولِهِ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلَاةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَى وَلَا يُنْفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ (54) ﴿

[ سورة التوبة ]

“Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Resulünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.” 

[ Tevbe Suresi: 54 ]

Mallarını harcıyorlar, namaz kılıyorlar ama Allah ve Resulünü inkar ediyorlar.

Kafirun Suresi belirleyici, kesin bir suredir:

Küfrün manası ateist olma anlamına kadar daralabiliyorken münafığı da içine alacak kadar genişleyebilir. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ بَعْضُهُم مِّنۢ بَعْضٍۢ ۚ يَأْمُرُونَ بِٱلْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ ۚ نَسُواْ ٱللَّهَ فَنَسِيَهُمْ ۗ إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ (67) ﴿

[ سورة التوبة ]

“Erkeğiyle kadınıyla münafıklar birbirine benzer; kötülüğü özendirip iyiliği engellerler, hayır için harcamaya elleri varmaz. Onlar Allah’ı umursamadılar, O da onları rahmetinden mahrum bıraktı. Gerçek şu ki münafıklar günaha batmış kimselerdir.” 

[ Tevbe Suresi: 67 ]

Münafık namaz kılar, oruç tutar, hacca gider, zekat verir ama “münafıklar günaha batmış kimselerdir.” Çünkü onlar Allah’tan yüz çevirirler ve ayetleri az bir bedele satarlar. Dine sırtlarını dönerler. Dünyaya yönelirler ve en büyük dertleri, bilgilerinin sınırı dünya olur. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( من كانت الآخرةُ همَّه، جعل اللهُ غناه في قلبِه، وجمع له شملَه وأتتْه الدُّنيا وهي راغمةٌ، ومن كانت الدنيا همَّه جعل اللهُ فقرَه بين عينَيه وفرَّق عليه شملَه ولم يأتِه من الدنيا إلا ما قُدِّرَ له ))

[ صحيح الترغيب ]

“Kimin kaygısı ahiret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, iki yakasını bir araya getirir ve dünya ona boyun eğerek gelir. Her kimin kaygısı da dünya olursa Allah, onun fakirliğini iki gözü arasında kılar ve iki yakası bir araya gelmez perişan olur zaten kendisine de takdir edilen şey gelir fazlası gelmez.” 

[ Sahih, Tergib ]

Bundan Allah’a sığınırız. Küfür Allah’tan uzaklaşmaktır. Allah’tan yüz çevirmektir. Küfür, inkar dünyaya yönelmektir. Dünyanın kalbinizi doldurması, aklınızın dünya ile meşgul olmasıdır. Bunların hepsi küfrün anlamlarıdır. Kafirler müminlerle görüşmezler. Ortada buluşmak diye bir şey yoktur! İslam’da yarım çözümlere yer yoktur. Bu modern cümlelerle yolun yarısına kadar gelip ortada buluşmak, bunun İslam’da yeri yoktur. Küfür küfürdür. İman imandır. Taviz imanla örtüşmez. Zira orada yama yapma, besleme, müdahale, orta yol, görüşmeler ve destek yoktur. Çünkü kafirin kendi yolu, kendi düşüncesi ve kendi yozlaşmış değerleri vardır. Onun kendi arzuları ve kendi aşağılık eğilimleri vardır, kendi menfaatleri ve enaniyetleri vardır. Dünyaya bağlıdır ve ondan başkasını görmez. Ahlakı ve değerleri bilmez. Ahiretten habersizdir. Dünya ona göre her şeydir! Böyle bir insan, ahireti her şey olarak gören bir kişiyle nasıl görüşebilir. Allah katında tüm dünyanın bir sivrisineğin kanadı kadar bile değeri yoktur. Allah Teala salih ameli gerçek zenginlik olarak görür. Allah sevgisi her şeydir. Allah’a itaat en büyük kazançtır. Dünya hayatı geçicidir ve dünyadaki her şey bir yolcu, bir yabancı gibidir. Dünyada gurbetçidir. Peki buna inanan bir insan o diğeri ile nasıl görüşür. Sağlıklı olan hastalıklı olanla nasıl bir araya gelir. Eğer gelirse hastalık sağlıklı olana da bulaşır. Hasta olan bulaşıcı bir hastalığa yakalanmışsa diğerini de mutlaka hasta edecektir. Allah Azze ve Celle kesin ve nettir ve bu sure de belirleyici, net olan bir suredir. Ey kafirler ne yakından, ne uzaktan, ne küçük ne de büyük şeylerde sizinle bir araya gelmeyiz. İşbirliği yapmamız mümkün değil çünkü bizim yola çıkışımız ile sizinki, bizim değerlerimizle sizin değerleriniz, bizim beklenti ve hedeflerimizle sizinkiler arasında büyük ve keskin bir fark vardır.

Allah’a kulluk insani mükemmelliğin zirvesidir:

Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ*لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

 “De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”  

Kulluk (ibadet) kavramına gelince, Allah Tela şöyle buyuruyor:

﴾ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ(56) ﴿

[ سورة الذاريات ]

“Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” 

[ Zariyat Suresi: 56 ]

Allah Teala’nın insanı yaratmasının asıl sebebi budur. Bizi yalnızca kendisine kulluk etmemiz için yaratmıştır. Biz de onu ancak tanırsak kulluk edebiliriz. Tanıdığımız zaman kulluk eder, kulluk ettiğimizde O’na yakın olmaktan dolayı mutlu oluruz. Yani Allah bizi mutlu etmek için yaratmıştır. Kulluk çok değerli bir şeydir. Öyle ki bazıları şöyle der: İnsanın yeryüzünde ulaşabildiği en yüksek makam Allah’a kul olmasıdır. Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v.) O’nun kulu ve elçisidir. Allah’a kulluk etmek insanın mükemmelliğinin zirve noktasıdır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ*لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿ 

“De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”

Bu ayetin anlamı nedir?

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ ﴿

“De ki: "Ey Kâfirler!” 

Burada mutlak mana kastediliyor gibi görünmektedir. Ancak bu sureyi sebeb-i nuzülü ile değerlendirmek istersek şöyle olduğunu görürüz: Bazı tefsirlerde aktarılan rivayetlere göre müşrikler Rasulullah (s.a.v.)’e geldiler ve “Ey Muhammed, hadi, biz senin kulluk ettiğin şeye tapalım ve sen de bizim taptığımıza kulluk et” -ortada buluşma ve yarı yarıya çözüm bulma – dediler. Her işimizde ortak oluruz. Eğer senin getirdiğin, bizimkinden daha hayırlıysa ondan payımızı alırız. Yok eğer bizimki seninkinden daha hayırlıysa sen ondan payını alırsın” dediler. Allah Teala da şöyle buyurdu:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ (1)لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (2)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (3)وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ (4)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (5)لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿ 

[ سورة الكافرون ]

 “De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." 

[ Kafirun Suresi: 1-6 ]

Bu sureyi kendimize rehber edinmek istiyorsak şu ayrımı yapmalıyız:

Sureyi sebeb-i nüzulü kapsamında değerlendirmek istersek; Müşriklerin önde gelenleri ile Rasulullah (s.a.v.) arasında -onların dediğine göre- birlikte yaşama ve barış için bir toplantı yapılmıştır. Onlar “biz senin kulluk ettiğine kulluk edelim, sen de bizimkine et. Eğer sen haklıysan biz de ondan nasibimizi alırız. Biz haklıysak sen de ondan nasibini alırsın” dediler. 

﴾ (4)قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ (1)لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (2)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (3)وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ ﴿

[ سورة الكافرون ]

“De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim." 

[ Kafirun Suresi: 1-6 ]

Bu sureden alınacak başka bir ders de kafirlerden ayrılmadıkça, onlardan ayırt edilmedikçe gerçek imana ulaşamayacağımızdır. Kişi onlarla beraber yaşadığı, davetlerine katıldığı, onlarla gezilere gittiği, etkileşimde bulunduğu ve onları sevdiği, onlar tarafından sevildiği, onlarla alıp verdiği, malını paylaştığı, onlarla evlendiği ve evlendirildiği müddetçe gerçek mümin olamaz. Kendimizi ayırmamız, ayırt edilmemiz gerekir. Mümin bağımsız olmalıdır. Çünkü onun adetleri, değerleri, verası ve geleceğe dair beklentileri vardır. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ*لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

“De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.” 

Bu sureyi kendimize rehber edinmek istiyorsak bu ayrışmayı yapmalıyız. Allah Teala “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." Buyurmuştur. Kişi hanımıyla birlikte şarkıların söylendiği, karma bir ortamın bulunduğu, içkilerin servis edildiği bir kafeye gitmiş olabilir ve hanımı da dinen tesettürlü biri olabilir. Bu mekan size uygun değildir. Sizin başka bir mekanınız var. Allah Teala ne buyuruyor:

﴾ لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿

 “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır."  

Bu surede hayatla iç içe canlı bir rehberlik vardır:

Bu meclisi uygun bulamazsınız; sabahlamalar, gece kulüpleri, buluşmalar, ziyafetler… Düğünlere insanlar davet ediliyor, düğün büyük bir otelde karma bir ortamda yapılıyor. Bazı aileler bu törene gidiyor ve size “bu düğüne gitmek gerek” diyorlar. 

﴾ (4)قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ (1)لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (2)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (3)وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ ﴿

[ سورة الكافرون ]

“De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim."  

[ Kafirun Suresi ]

Bu karma ortam caiz değildir.
Hayatınızın her alanında kendinizi kafirlerden ayrı tutmazsanız onlardan biri olursunuz. Yaşam tarzınızda mesela; Komşulara bakan bir evde yaşarsınız, siz Müslümansınız ve evinizi örtecek perdeler kullanmalısınız. Müslümanın evi hem görünür, belli, hem de örtülü olmalıdır. Düğünde damat elli tane kadının karşısında eşi ile birlikte oturuyor. Uygun bir kıyafet de giymemiş! “Beni utandırırlar, benimle ilgili kötü düşünecekler diye korktum! Benim bir suçum yok, ayıp bir şey yapmadım” diyor. 

﴾ لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿

“Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." 

Ben o sandalyeye oturmam, bu meclis haram bir yer. İnsanların söyledikleri din mi, kanun mu yoksa Allah tarafından indirilmiş bir vahiy midir? Hayır, gelenekler, adetler Allah’ın otorite olarak indirmediği şeylerdir. Kişi dine aykırı olan gelenekler ve adetleri ayaklarının altına almadan gerçek iman seviyesine ulaşamaz. Bu örnekleri veriyorum. Çünkü bazı insanlar bu surenin sadece Mekke’deki müşriklere verilmiş bir cevap olduğunu düşünüyor. Ama bu Kuran’dır. Kıyamete kadar okunacaktır. Bunun anlamı şu, bu surede hayatla iç içe canlı bir rehberlik vardır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ*لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

 “De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”  

Şuraya varmak istiyorum; Bu surenin özü şudur, kafirler bir olgudur, müminler başka bir olgudur. Onlar bir dünyadır biz ayrı bir dünyayız. Onlar bir vadide, biz başka bir vadideyiz. Bir araya gelemez bu iki grup. İş birliği ya da bir yakınlık söz konusu olamaz. Bakış açısı, yarı yarıya bir çözüm, yarım yamalak yaşantılar, bunların hepsi imkansızdır. Eğer bir kafirle arkadaşlık ederseniz eşinin sizin kız kardeşiniz gibi olduğunu söyleyerek sizi kandırır. Bunlar yalan ve iftiradır. Onunla bir yere gezmeye giderseniz şarkılar dinler ve insanlar hakkında dedikodu yapar. Onunla maddi bir iş yaparsanız size bu parayı bu şekilde bırakıp bankaya koyup faiz almanın mantıklı olduğunu söyler. E sizin aklınız fikriniz nerede? Bu para meselesi ve kafirle ortak olmak, onunla iş birliği yapmak kızınızı onunla evlendirmek zordur. Burada kafir kelimesini geniş anlamda kullandık. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَمَا مَنَعَهُمْ أَن تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَٰتُهُمْ إِلَّآ أَنَّهُمْ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَبِرَسُولِهِۦ وَلَا يَأْتُونَ ٱلصَّلَوٰةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَىٰ وَلَا يُنفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَٰرِهُونَ (54) ﴿

[ سورة التوبة ]

 “Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.”  

[ Tevbe Suresi: 54 ]

Bu yüzden mümin bir kişinin sadece iman ehli ile iletişim kurması gerekir. Sadece müminlerle iş birliği yapmalıdır. Nitekim Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ(24) ﴿

[ سورة ص ]

“Dâvûd şöyle dedi: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana karşı haksızlık etmiştir. Zaten aralarında ortaklık ilişkileri bulunanların çoğu birbirine haksızlık ederler; yalnız iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapmakta olanlar böyle değildir; ama onlar da o kadar az ki!” Dâvûd (böyle bir temsil ile) kendisini sınadığımızı anladı. Bunun üzerine rabbinden kendisini bağışlamasını dileyerek secdeye kapandı ve bütünüyle O’na yöneldi.” 

[ Sad Suresi: 24 ]

“Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem” “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim" ayetlerinde bu tekrarın dört anlamı vardır:

1. İlk anlam yüceltme ve korkutmanın tekrarıdır:
Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ*لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

 “De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”  

İlk anlamı: Ben sizin kulluk ettiklerinize, sizin putlarınıza kulluk etmem, tapınmam. Bu surenin iniş sebebi üzerine inşa edilmiş bir anlamdır. Bu manayı genişletecek olursak insanların sonraki çağlarda da Allah dışında kulluk ettikleri her şey bu ayet kapsamına girer. Ki insanlar dinara, dirheme de yani paraya da kulluk edebiliyorlar. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ وَالْقَطِيفَةِ وَالْخَمِيصَةِ إِنْ أُعْطِيَ رَضِيَ وَإِنْ لَمْ يُعْطَ لَمْ يَرْضَ ))

[ البخاري عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِي اللَّه عَنْهُ ]

“Altın'a ve gümüşe kul olan kahrolsun, sürünsün! Kadifeye ve işlemeli kumaşlara kul olan kahrolsun, sürünsün! Böyle menfaat düşkünü insanlara bir şey versen hoşuna gider fakat hiçbir şey vermezsen razı olmaz." 

[ Buhari Ebu Hureyre’den nakletmiştir ]

Elbisesi bozulmasın diye akşam eve gelinceye kadar namaz kılmıyor! Cinselliğin kölesi, midesinin kölesi olanlara yazıklar olsun. İlk anlam söz konusu olduğunda burada bahsedilen putlardır; Lat, Uzza, Yagu, Yeuk ve Nesr gibi Cahiliye Dönemi’nde insanların taptıkları putlardır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ*لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

 “De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.” 

Aynı şekilde ikinci Cahiliyede Allah dışında dinara, dirheme yani altına gümüşe kulluk ediliyor. Kadına tapılıyor. Şehvet düşkünü olan insanlar bunu yapıyor ve onların emirlerine boyun eğiyorlar. Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

(( إِذَا كَانَ أُمَرَاؤُكُمْ خِيَارَكُمْ وَأَغْنِيَاؤُكُمْ سُمَحَاءَكُمْ وَأُمُورُكُمْ شُورَى بَيْنَكُمْ فَظَهْرُ الْأَرْضِ خَيْرٌ لَكُمْ مِنْ بَطْنِهَا وَإِذَا كَانَ أُمَرَاؤُكُمْ شِرَارَكُمْ وَأَغْنِيَاؤُكُمْ بُخَلَاءَكُمْ وَأُمُورُكُمْ إِلَى نِسَائِكُمْ فَبَطْنُ الْأَرْضِ خَيْرٌ لَكُمْ مِنْ ظَهْرِهَا. ))

[ ضعيف الجامع ]

 “İdarecileriniz iyi kimselerden, zenginleriniz cömert kişilerden olduğu ve işleriniz aranızda istişare ile yürütüldüğü durumda yeryüzünde yaşamanız toprak altına gitmenizden daha hayırlıdır. Ama idarecileriniz kötülerinizden zenginleriniz cimrilerinizden işleriniz de kadınlara teslim edildiği zaman yerin altı (kabir) size üstünden (yaşamaktan) daha hayırlıdır.”  

[ Cami, zayıf ]

İnsanlar Allah dışında altın ve gümüşe kulluk ediyorlar. Şehvet ve fitne çağlarında kadınlara kulluk ediliyor hatta birbirimize bile kulluk edebiliyoruz. Bazılarımız Allah dışında kendine Rabler ediniyor. Filanca kişinin sizin her işinizi ve rızkınızı elinde tuttuğunu düşünmeniz yeterlidir. Onun kudretiyle yükselebileceğinizi ya da alçalabileceğinizi, her şeyin onun elinde olduğunu düşünürseniz farkında olmadan ona kulluk etmiş olursunuz. Bu yüzden Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ*لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

 “De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”  

Ne geçmiş dönemde kalmış putlara ne de modern çağlardaki yeni arzulara kulluk etmem. Burada (ما) (şey) kelimesi bazı müfessirlere göre ism-i mevsuldür. Yani Ben sizin kulluk ettiğiniz şeylere kulluk etmem demektir. Sonraki ayet de böyledir: “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.” Benim kulluk ettiklerime sizin de kulluk etmeniz mantıklı değil. Çünkü siz eğer Allah’a kulluk ederseniz bu sizi şehvet ve arzularınızdan alıkoyacak ama siz onları terk etmezsiniz. Bazen bir insan şehvet ve arzularına düşkün bir insanla tartışırken büyük çaba sarfeder. Ben ona derim ki: Onunla tartışma, onun ilahı arzularıdır. Senin için de onları bırakmaz. O aslında kurallara bağlanmıştır ama o kurallara uymaz. Öyleyse:

﴾ وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ ﴿

 “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”  

Bu müşrik şehvetleriyle bağını koparmaya tahammül edemez. Bu ilk anlamdır.
2. İkinci anlam, olasılığı reddetmenin gerçekleşen hadiseyi reddetmekten daha üstün olmasıdır:
İkinci anlamda Allah Teala buyuruyor ki: “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.” Ve “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim." Bu ikisi arasında ne fark vardır? Bir fark yoktur! Bazı müfessirler diyor ki: Bu tekrar bir yüceltme ve korkutma amaçlı yapılan tekrardır. Bu da ayetin bir anlamıdır.
Bazıları da diyor ki: (لَآ أَعۡبُدُ) “Kulluk etmem” burada muzari (şimdiki zaman) fiil vardır. (وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ) “Kulluk edecek biri değilim” ayetinde ise ism-i faildir (fiili gerçekleştiren kişi). İki kelime arasında büyük bir fark vardır. “İbadet etmem, etmiyorum” dediğinizde ben nefsimi bu kulluktan bu fiilden arındırırım demiş olursunuz. Ama “kulluk edecek biri değilim” dediğinizde ben kendimi kulluk etme imkanından arındırırım demiş olursunuz. Tıpkı şöyle: “Filanca hırsızlık yapmaz” dersiniz ve burada hırsızlık yapma eylemini reddedersiniz. Ama “o hırsız değildir, çalacak biri değildir” dediğinizde hırsızlık yapma imkanını da reddedersiniz. Yani onun çalması akıl alır bir şey değildir. Yani ism-i fail muzari fiilden olumsuzluk açısından daha güçlüdür. İsm-i failde devamlılık söz konusudur. Mesela ben yazıyorum dediğinizde hayatınızda bir kez yazmış olabilirsiniz. Burada şimdiki ve geniş zaman anlamı kullanılır. Ama “ben yazarım” dediğinizde bu ism-i faildir. Yani sizin mesleğiniz yazmaktır. Rabbimiz Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

 “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”  

Diğer ayette de şöyle buyuruyor:

﴾ وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ ﴿

 “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim."   

Ben sizin ilahınıza kulluk etmem ve benim ona kulluk etme imkanım yoktur. Kulluk etmem ve asla etmeyeceğim! Yani olasılık mevcut değildir. İlkinde fiili reddederken ikinci ayette onu yapma imkanı reddedilmiştir. Bu tekrarın bir diğer manasıdır.
3. Üçüncü anlam; “Ben sizin putlarınıza tapmıyor, sizin yolunuz ile kulluk etmiyorum”:
Üçüncü anlama gelince, Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem” “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim." Bazı müfessirler diyor ki: İlk ayetteki (ما) ism-i mevsuldür. Yani Ben sizin kulluk ettiğiniz şeylere kulluk etmem. Bazıları da diyor ki: İkinci ayetteki (ما) mastar edatıdır. Yani ben sizin kulluğunuz ile, onun gibi kulluk edecek değilim. Yani burada mana ne oluyor? Yani Ben sizin kulluk ettiğiniz şeye kulluk etmem, benim kulluğum da sizin kulluğunuz gibi değildir. Nasıl? Benim kulluğumda doğruluk ve ihlas, samimiyet vardır. Sizinkinde ise şirk ve münafıklık… Onların kulluk ettiği şeylere, onların ilahlarına kulluğu reddettik ayrıca onların şirk ve nifakla, hileyle dolu kullukları gibi ibadet etmeyi de reddettik.  
4. Dördüncü anlam; Ben ona şimdi de kulluk etmiyorum, gelecekte de etmeyeceğim.
Burada dördüncü bir anlam daha var: Allah Teala “ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem” buyuruyor. Yani şimdi etmiyorum. İnsanlar mütedeyyin bir insana baktıkları zaman şöyle diyorlar: “Onu bırak zaten iki yıl sonra eski haline dönecek!” Ama onun iki yıl sonra daha da dindarlaşacağını bilmezler. İnsanların çoğu dindar, gözlerini haramdan sakınan, gelirini arındırmış, ilim meclislerine katılan ve dinine bağlı birini gördüklerinde “bu duygusal bir sıçrayış, eski haline dönecektir tekrar! Hayat onu kendi safına tekrar döndürür” derler. İşte burada dördüncü anlam da budur. Ben şimdi “sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmiyorum” Eğer gelecekte sizin ilahlarınıza tapacağımı düşünüyorsanız şimdiden emin olun ki ben bunu yapmayacağım. Kulluk etmedim, etmeyeceğim.
Yani bu tekrar bize dört ayrı anlam ifade ediyor:
Yüceltme ve korkutma amaçlı bir tekrar vardır.
Olasılığı reddetmek gerçekleşen hadiseyi reddetmekten daha üstündür.
Sizin putlarınıza kulluk etmem, sizin yolunuzla da ibadet etmem. Benim kulluğumda ihlas varken, sizinkinde nifak vardır.
Şimdi de sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem, gelecekte de etmeyeceğim.
Peki tekrar nerededir? (ما) farklılık gösterir. Birinci ayette “şey” manasına gelen ism-i mevsul konumundadır. (kulluk ettiğiniz şey), yani ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. İkinci ayette ise mastar görevindedir. Ben sizin kulluk ettiğiniz şekilde kulluk etmem. Yani kulluk ve ibadette sizin yolunuzdan gitmem. Burada iki ayetteki (ما) kelimesinin konumu arasında fark vardır. Aynı şekilde muzari fiil (أعْبُد) “kulluk ederim” ile ism-i fail (عابِد) “kulluk eden” arasında da fark vardır. İsmin olumsuz yapılması fiilin olumsuz hale çevrilmesinden daha vurguludur. Zira şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında da fark vardır. Yüceltme için yapılan tekrar, tekrarın bir şekli ve türüdür. Bu sebeple ayet iki kez tekrar edilmiştir. Allah Teala şöyle buyuruyor: 

﴾ لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﴿

“Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.” 

Diğer ayette de şöyle buyuruyor:

﴾ وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ ﴿

 “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim." 

Kafir arzuları doğrultusunda aynı yolda devam ederse:

Sonra Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ (1)لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (2)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (3)وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ (4)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (6) ﴿

[ سورة الكافرون ]

“De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." 

[ Kafirun Suresi: 1-6 ]

Kafir arzuları doğrultusunda aynı yolda devam ederse kendini onlara tamamen kaptırıp ısrar ederse, en büyük kaygısı, en büyük bilgisi onlar olursa, onlar uğruna savaşırsa ki bir insan şehveti için savaşabilir, böyle olmaya devam ederse asla Allah Azze ve Celle’ye kulluk edemeyecek, O’nun emirlerine uyamayacak ve emirleri doğrultusunda istikamet üzere kalamayacaktır.
Sonra da Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿

 “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır."  

Öyleyse arada mutlaka ayırt edici bir durum olmak zorundadır. Zira Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

﴾ قُلْ إِن كَانَ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَٰنُكُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَٰلٌ ٱقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَٰرَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَٰكِنُ تَرْضَوْنَهَآ أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادٍۢ فِى سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ(24) ﴿

[ سورة التوبة ]

“De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”  

[ Tevbe Suresi: 24 ]

Yine Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَابَآءَكُمْ وَإِخْوَٰنَكُمْ أَوْلِيَآءَ إِنِ ٱسْتَحَبُّواْ ٱلْكُفْرَ عَلَى ٱلْإِيمَٰنِ ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ(23) ﴿

[ سورة التوبة ]

 “Ey iman edenler! Şayet inkârı imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahi dayanıp güvenilecek dostlar edinmeyin. İçinizden kimler onları dost edinirse, işte kendilerine kötülük edenler bunlardır.” 

[ Tevbe Suresi: 23 ]

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَىٰ أَوْلِيَاءَ ۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (51) ﴿

[ سورة التوبة ]

“Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”  

[ Maide Suresi: 51 ]

﴾ لَّا يَتَّخِذِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ ٱللَّهِ فِى شَىْءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُواْ مِنْهُمْ تُقَىٰةً ۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ ۗ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ(28) ﴿

[ سورة آل عمران ]

 “Müminler müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa artık Allah’la olan bağını koparmış demektir. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız başkadır. Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Sonunda dönüş Allah’adır.”  

[ Al-i İmran Suresi: 28 ]

Orta yollu bir çözüm yoktur, kendimizi onlardan ayrıştırmalıyız:

Orta yollu bir çözüm yoktur, kendimizi onlardan ayrıştırmalıyız. Kişinin Cahiliye döneminden kalma arkadaşları varsa onlarla tek tek ilişkisini kesmelidir. Eğer onları sevmeye devam ederse büyük olasılıkla onlar bu kişiyi kendi taraflarına çekerler. Bu kaçınılmazdır. Size derler ki: Henüz gençsin, büyüdüğünde hallolur.” Ama bilmezler ki bir şey ile büyüyen kişi onunla yaşlanır. Ve yaşlandığı şey ile de ölür. Ve ne ile öldüyse onunla dirilir.

(( بَادِرُوا بِالْأَعْمَالِ سَبْعاً هَلْ تَنْتَظِرُونَ إِلَّا فَقْراً مُنْسِياً أَوْ غِنًى مُطْغِياً أَوْ مَرَضاً مُفْسِداً أَوْ هَرَماً مُفَنِّداً أَوْ مَوْتاً مُجْهِزاً أَوْ الدَّجَّالَ فَشَرُّ غَائِبٍ يُنْتَظَرُ أَوْ السَّاعَةَ فَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ ))

[ الترمذي عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ] 

“Yedi şey gelmezden önce hayırlı amelleri işlemeye devam edin, neyi bekliyorsunuz?  Her şeyi unutturacak yoksulluğu mu? Azdırıp saptıran zenginliği mi? Bedeni tüm güçleri bozan hastalığı mı? Bunaklık meydana getiren ihtiyarlığı mı? Ansızın geliveren ölümü mü? Yoksa gelmesi beklenen Deccâl fitnesini mi? Yoksa kıyamet saatini mi bekliyorsunuz? Ki onun gelmesi daha dehşetli ve daha acıdır.” 

[ Tirmizi Ebu Hureyre’den nakletmiştir ]

Bu nedenle hakikati arama konusunda sadık olan kişi hakikati dinler. Ama bir şeyi dinlemek ayrıdır, uygulamak ayrıdır. Dinlemek başkadır, hakiki mümin olmak başkadır. Hayat, ömür değerlidir. Hakkı sadece dinleyen kişinin özel bir hesabı vardır. Bir bilgiyi öğrenirse bu onun lehine değil aleyhine olur.  Gözlemlerime göre Allah Teala ilmi dinleyenlere ve hakikatleri öğrenenlere özel, ayrı bir muamelede bulunur. Onları acı bir şekilde cezalandırır. Neden? Zira siz nasıl yoldan sapıldığını biliyorsunuz. Bilgisizlikten, cehaletten dolayı kötülük yapanların tevbesi kolaydır. Ama günah işleyen veya kusur eden ya da Allah Teala’ya itaat etmeyen kişi, bunları bildiği halde yapıyorsa, onun Allah katında cezası çok büyüktür. Öyleyse

﴾ لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿

“Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." 

Yani onlardan ayrı olmalı, ayırt edilmelisiniz. “Bu güzel bir fırsat bunu kaçırmak istemem” demeyin.  Orada karışıklık var. Bu şekilde dininizi kaybedersiniz. Kıyamet gününün alametlerinden biri insanın mümin olarak yatıp kafir olarak kalkmasıdır. Mümin olarak uyanıp kafir olarak akşamlamasıdır. Az bir dünya menfaati için dinini satar. Dinini önemsiz bir şey için terk ettiğini görürsünüz. Bu sureyi okusa bile:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ (1)لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (2)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (3)وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ (4)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (5)لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿

[ سورة الكافرون ]

“De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." 

[ Kafirun Suresi: 1-6 ]

Bu sure her zaman ve mekan içindir ve Müslümanları ayırt edilmeye teşvik eder:

Birisi bana güzel bir yemeğe, büyük bir alkollü partiye davet edildiğini anlattı. “Alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkuyorum” demiş ve o gün az bir yemek bulabilmiş. Ama bu bir şeref nişanıdır. İşte mümin budur, müşriklerle bir araya gelmez. Onların kutlamalarına, gezintilerine, toplantılarına, parklarına ve geleneklerine dahil olmaz. Maalesef Müslümanlar yabancıların bayramlarına, geleneklerine, yiyecek ve içeceklerine daha çok bağlılar. Her özel günde uygulanan, yapılan etkinlikler kendi hanif dinlerinden çok yabancılarınkine yakın oluyor. Ama bunların hepsi haramdır. Yani çok tehlikeli bir durum var. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( من هَوِيَ الكَفَرَة حُشِرَ معهم، ولا ينْفَعُهُ عَمَلُه شيئاً ))

[ المعجم الأوسط للطبراني عن جابر مرفوعاً ]

“Kafirleri seven onlarla haşrolur, amelleri de kendisine fayda vermez.” 

[ Taberani, Mucemu’l-Evsat’ta Cabir’den merfu olarak nakletmiştir ]

Yani namaz kılsa bile ameli boşa gider. İnsanlar yanlış anlamaları kendilerine bağlarlar, yabancıları överler. Denir ki: “Onlar anlıyorlar, bizim gibi değiller, binalara, parklara, metrolara bak, onlar gibi olmamız için elli yıla ihtiyacımız var.” Bu yabancıları çok yüceltmektir. “Kafirleri seven onlarla haşrolur, amelleri de kendisine fayda vermez.” Bazen bir şirket temsilcisi gelir ve alkol ister, bunun için bahane sunulur: “Tüm menfaatim ona bağlı, onu üzemem” E peki din bunun neresinde? Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ (1)لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (2)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (3)وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمۡ (4)وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (5)لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ (6) ﴿

[ سورة الكافرون ]

“De ki: "Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır."  

[ Kafirun Suresi: 1-6 ]

Rasulullah (s.a.v.) uyumadan önce bu sureyi okur, gününü bununla bitirir, kafirlerden ve onların inançlarından, kötü adetlerinden uzak durarak gününü sonlandırırdı. Eğlence kulüplerine, filanca salonlara hayran olan insanlar vardır. Söylediklerine göre ihtişam ve lüksün olduğu yerler var. Bunlar sizin için değildir. Filanca otelde akşam yemeği vardır ama karma bir ortamdır. Bu sure her zaman ve mekana hitap eder. Ve kafirlerden ayrışmaya teşvik eder. Parklarda, aileniz ve kardeşlerinizle birlikte geçirdiğiniz masum akşamlarda, kimseyle karışmadan kendinize ait bir konumunuz vardır; dini sohbetleriniz, özel programlarınız vardır, bu yüzden bunları birbirine karıştırmaktan sakının.

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur

Metni indir

نص الدعاة

Mevcut Diller

Resmi Gizle